5 Nisan 2012 Perşembe

yeni bir tablo....



biliyorum resimler hiç güzel cıkmadı.bi süre CANon'umdan ayrı olduğum için mecbur cep telefonuna kaldım.



burada  bahsettiğim tezhip tablomu bitirdim fakat bitmiş halini cekmeyi unuttugum için daha sonra göstereceğim inşallah....
tabi bu arada boş durmayıp bir tane daha bitirdim.Divriği ulu camii bezemelerinden esinlenerek yapılmış motiflerden oluşuyor ve bugün sivas valimizin evini süsleyecek :)





bu da çerçevelenmiş en son hali.....
nasıl bulduğunuzu cok merak ediyorum....
hadi bir iki cümle söyleyin kızlar....
ben kaçtım hazırlanmam lazım hanımefendiyi bekletmek olmaz
hoşçakalın
sağlıkla kalın

3 Nisan 2012 Salı

çatı katı'mızdan

çatı katı ilkay  blogu benim ilk takip ettiğim , blog denen şeyi ilk öğrendiğim ve her yazdığını okumadan geçemediğim , adeta vazgeçilmezim oldu...ablam yoktur benim ama ilkay ablam gibi yakın geldi ki ayrıca hemşerim olduğundan mı görür görmez kanım kaynamıştı zaten ;)
neyse geçelim sık sık yaptığı  muhteşem hediyeli çekilişlerden birine . . . . .

 "BUTİK  MODAKOLİK  ve ÇATI KATI BLOG işbirliğiyle  ipek şal, tunik, çanta hediyeli kampanyası başlamıştır.. sizde katılmak ve şansınızı denemek isterseniz buraya tıklayın, çekilişe katılın :) "


o çantayı veya şalı istiyorum ben yaaaa :(

31 Mart 2012 Cumartesi

mercan rengine bayılıyorum...

Evettttt.... bir ilk yapıp giydiklerim resmi koyuyorum buraya iyi mi oldu kötü mü bilemedim...ama napiyim ben bu rengi cok seviyorum herkes duysun istiyorum ... ayrıca her renkle uyumlu olabilmesi işime yarıyor acıkçası =)
bu etegi geçen sene fatih'ten almıştım, her renkle kombinleyip hergün yeni birşeyler giymişim hissi veriyor bana..rahatlığı da cabası .


inşallah becerebilmişimdir devamı gelir mi bilmiyorum hayırlısı artık ne diyelim .....
var mı b e ğ e n e n , b e ğ e n m e y e n ? ? ?


çekiliş duyurusu : bir alışverişkoliğin itirafı blogunun hediyesi için
tık tık tık

30 Mart 2012 Cuma

Allah'a dilekçe

Küçük çocuk, birinci sınıfı bitirdiğinde okumayı sökmüş ve "dilekçe" denilen şeyin ne demek olduğunu öğrenmişti. Artık bütün isteklerini bir yazı ile dile getirecek, altına da imzasını attı mı, bu iş olup bitecekti.

Karne aldıkları gün, çantasını bir tarafa fırlatıp sokağa çıktı. Babasının kapıcılık yaptığı apartmanın önündeki boş alan, top sahası olarak seçilmişti. Ama o, kısa boylu ve çelimsiz olduğu için, maçlara alınmazdı. Bu durumda ister istemez misket oynar, ye da "en iyi arkadaşım" dediği bisikletiyle gezerdi.

Çocuk, babasının durumunu bildiği için, apartmanın sakinleri tarafından çöpe atılan hurda bir bisikletle idare ediyordu. Bisikletin her yeri dökülmüştü. Üzerinde "boya" diye bir şey kalmamış, bütün metal kısımları paslanmıştı. Üstelik de pedalları yamulmuş ve seledeki yaylar tek tek fırladığından, poposunu acıtmaya başlamıştı.

Küçük çocuk, esasında bu duruma razıydı. Fakat bisiklet, geçen sene bile küçük gelmişti. Bu yıl biraz daha uzadığından, onu terk etmekten başka çaresi yoktu.

Bisikleti kucaklayıp kapı önündeki çöplerin arasına bıraktığında, küçük çocuğun aklına bir fikir geldi: Artık bisikletsiz kaldığına göre, bir dilekçe yazıp yenisini isteyebilirdi. Ama onu kime göndereceğini bilemiyordu. Üstelik de annesi, ne kadar fakir olursa olsunlar, başkalarına el açmayı çirkin bulurdu.

O halde?..

O halde, dilekçesini Allah'a gönderirdi. Zaten dedesi de, Allah�ın çok zengin ve cömert olduğunu, insanlara verdiği hediyelerle, zenginliğinin bir gram bile azalmayacağını sık sık tekrarlıyordu.

Çocuk, büyük bir titizlikle yazdığı dilekçesini, karne parası ile aldığı bir uçan balonun ipine bağladıktan sonra, onu serbest bıraktı.

Dilekçede: "Allah�ım.. Bana bir bisiklet gönderir misin?"
yazıyordu. İmza yerinde ise, onu çağırırken kullandıkları isim vardı: "Ufaklık"

Küçük çocuk, balonun nereye gittiğini takip etmeye koyuldu. Biraz sert esen rüzgar, onu civardaki yüksek binalar arasında dolaştırıyor ve yükselmesini engelliyordu. Balon, onların arasında gidip geldikten sonra, dar bir sokağa girerek gözden kayboldu.

Çocuk, balonun gökyüzüne çıktığından emin değildi. Bu yüzden, köşedeki ihtiyardan bir balon daha alarak dilekçesini tekrarladı. Ve bulutlara doğru yükselen balonun ardından dua etti.

Küçük çocuk, yaptığı işi arkadaşlarına anlattığında, onların alaylı gülüşmeleriyle karşılaştı. Fakat, hiçbirine aldırmadı. Dilekçesi yerine ulaşırsa, bisikleti kesinlikle gelirdi.

Ufaklık, top oynayanları seyre koyulduğunda, bisiklet taşıyan bir adam gördü. Her yanından pırıltılar saçan bisiklet, kim bilir hangi zengin çocuğun karne hediyesiydi.

Bu arada, mac yapan çocuklar da oyunlarını kesmiş ve meraklı bakışlarını, kendilerini büyüleyen bisikletin üzerine çevirmişlerdi.

Kucağında bisiklet olan adam, onlara bir şey sorduktan sonra, ağır adımlarla çocuğun yanına geldi ve yanağını okşayıp:

- Merhaba arkadaş!.. dedi. "Ufaklık" denilen adam sen misin?

Küçük çocuk, ağzını açmasına rağmen bir ses çıkartamadı. Cebindeki misketleri sanki boğazına sıralanmış ve nefes almasını zorlaştırmıştı.

Sadece başını sallayabildi.

Adam kısık bir sesle:

- Dilekçen kabul edildi yavrum!.. Hediyeni inşallah beğenirsin.

Adam, bisikleti çocuğun kucağına bırakırken, onun küçük kalbinin yerinden fırlayacak kadar hızlı attığını fark etti. Ve kızarmış yanaklarına bir öpücük kondurup uzaklaştı.

Bisikleti getiren adam, çocukların şaşkın bakışları arasında yan sokağa kıvrıldı ve bir apartmana girip üst kattaki dairesine çıktı. Kapıyı açtığında, kendisini karşılayan küçük kız:

- Baba!.. diye bağırdı. Biliyor musun, bizim balkona uçan bir balon girmiş!.

Adam, onu kucaklayıp:

- Biliyorum yavrum!. dedi